YUNUSZADE AHMET VEHBİ (ÜNLÜ) MÜDERRİS/VAİZ/ŞAİR
Kendi el yazısı ile kaleme aldığı “Tercüme-i Hâl” adlı eserinden anlaşıldığına göre Yunuszade Ahmet Vehbi, 1 Temmuz 1871 tarihinde Bolvadin’de doğmuştur. Bolvadin’in önde gelen eşrafından Yunuszade oğlu Abdülkadir Efendi’nin oğludur. Annesi Emine Hanımdır.
Yunuszade ailesi, 18. yüzyıla kadar bugünkü Hamidiye Köyü yakınlarında bulunan Kureyş Köyünde ikamet etmekteydi. Celalî saldırıları sonucunda köyün dağıldığı, halkının bir kısmının Afyon’a, bir kısmının ise Bolvadin’e yerleştiği bilinmektedir. Soy, Türkmen Kureyş aşiretine bağlıdır. (Kureyşan adı, Horasan’dan Anadolu’ya gelen “Kureyş” adlı pirden gelir.)
Hafız ve orta hâlli bir ailenin çocuğu olan Yunuszade, iyi bir aile terbiyesi almış; mahalle mektebinden sonra Mekteb-i İbtidaî ve Rüşdiyeye devam ederek mezun olmuştur. Küçük yaşlardan itibaren ilmî bir olgunluk gösteren Yunuszade, bulunduğu çevrenin imkânlarıyla yetinmeyerek ilim tahsili için çeşitli il ve ilçelere gitmiştir.
Önce Aziziye (Emirdağ), Uşak ve Kırkağaç (Manisa) gibi yerlere; ardından İstanbul’a giderek Fatih dersiamlarından muhakkik âlim Hafız Şakir Efendi’den ders almış ve 28 Safer 1313 (Rumi) tarihinde icazetini almıştır. İstanbul Fatih Medresesi’nden mezundur.
1894 yılında Şam’a giderek hadis ilmi üzerine ihtisas yapmış, dönüşünde Bolvadin’de Nebi Efendi Medresesinde (Tahtalı Camii yanında) müderris olarak görev yapmıştır.
1898 yılında Ayşedudu Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten:
1899: Abdülkadir Lebib
1902: Ali Nurettin
1907: Mehmet Celal Sani
1910: Mustafa Asım
1912: Emine
1915: Fatmatüzzehra
isimli çocukları dünyaya gelmiştir.
Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşad, Tevhid-i Efkâr ve Hayrü’l-Kelâm gibi dergi ve gazetelerde dinî ve millî konularda yazılar yazmıştır. Son devir felsefecilerinden ve dinler tarihi araştırmacılarından İsmail Hakkı Uzunçarşılı ile çeşitli ilmî tartışmalara girmiş, özellikle onun “dinde reform” görüşlerini eleştirmiştir.
İstanbul’da tanıştığı Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi’nin tavsiyesiyle müderrisliğe başlamış; Mehmet Rif’at Efendi ve Ahmet Hamdi Akseki’nin Diyanet İşleri Başkanlıkları sırasında da maaşlı olarak görevine devam etmiştir.
---
Millî Mücadeledeki Rolü
Yunuszade Ahmet Vehbi’nin asıl gayretlerinin Millî Mücadele yıllarında ortaya çıktığı görülmektedir.
Zamanın Niğde milletvekili ve emekli albay Halil Nuri Yurdakul, teğmen olduğu dönemde Millî Mücadele’yi örgütlemek üzere Bolvadin’e gelmiş ve Vehbi Efendi’ye danışarak yardım istemiştir. Vehbi Efendi ona şöyle demiştir:
> “Oğlum… Düşüncelerimi ve tezliyemi size nazmen ifade edeceğim. Bunları çoğaltınız. Hepsinin altını imzalayacağım. Gerekirse namaz seccademi heybeme koyar, seninle yola düşer, son nefesimi gazaların bu en ulvisinde irşad yolunda veririm.
Karıncaya ‘Nereye gidiyorsun?’ demişler. ‘Hacca’ demiş. ‘Bu bacaklarla mı?’ diye gülmüşler. O ise yürümeye devam etmiş: ‘Hiç olmazsa yolunda ölürüm.’ demiş.
Eğer bugün bu dinin gerçek mürşidleri isek tutacağımız yol budur.”
Ertesi gün Halil Nuri Bey’in hizmetlerini öven bir şiir kaleme alarak kendisine teslim etmiştir. Şiirin bazı mısraları şöyledir:
> Pek büyük hizmetleri sebketti İslâmiyete,
Cinsinin uğrunda candan vazgeçen imana bak.
Düşman-ı din karşısında yüz çevirmez bu yiğidi,
Sîne-i pâkinde sabit şu’le-i imana bak.
Bu şiir Vehbi tarafından bastırılarak halka dağıtılmıştır.
---
TBMM Açılışı ve Ünlü Pankart
23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışına Bolvadinliler, siyah bez üzerine beyaz boya ile yazılmış şu pankartla katılmışlardır:
“Müslümanlar, beklediğimiz kıyamet bu günlerdir. Birleşelim, kurtuluruz.”
Bu pankart mehter takımının önünde taşınmış olup bugün TBMM Müzesi’nde sergilenmektedir. Pankartın yazarı ünlü müderris ve şair Yunuszade Ahmet Vehbi’dir. Törene I. Dönem Afyon milletvekilleri de katılmış olup; Bolvadinli Halil Hilmi Efendi bunlardan biridir.
---
Cumhuriyet ve Latin Harfleri
Millî Mücadele’nin kazanılması ve Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılan inkılapları destekleyen Yunuszade Ahmet Vehbi, Bolvadin’de yeni harflerle okuma-yazmayı kendi çabasıyla öğrenen ilk kişilerden biridir.
“Yeni yazıyı büyük ve küçük herkese müracaatla az zamanda öğrendim.” diyerek halkı teşvik etmiş; Son Haber gazetesine yeni harflerle şiirler göndermiştir.
Soyadı Kanunu ile ‘Ünlü’ soyadını almıştır. Bu soyadının Atatürk tarafından verildiği söylense de doğruluğu kesin olmamakla birlikte, ünlü bir müderris ve vaiz olmasından ötürü aldığı kesindir.
---
Son Yılları ve Vefatı
Yunuszade Vehbi Hoca, hareketli mizacı nedeniyle Hatay, Konya, İzmir, Bursa ve hatta Manastır’a kadar giderek vaazlar vermiştir.
1928’de çıkan yangında eviyle birlikte eserlerinin çoğu yanmış; hatırlayabildiklerini yeniden yazmıştır.
9 Aralık 1938’de 67 yaşında vefat etmiş ve eski mezarlığa defnedilmiştir.
Arapça ve Farsçayı mükemmel derecede bilen, Rumcaya da hâkim olduğu bilinen Yunuszade’nin dilinde divan edebiyatının bütün incelikleri görülür. Türkçe ve Arapça pek çok şiiri vardır; ancak kitap halinde basılmış bir eseri bulunmamaktadır.
Vefatı üzerine Ahmet Hamdi Akseki’nin Yunuszade’nin oğluna gönderdiği telgrafta söylediği şu söz, ilim çevrelerinin ona duyduğu saygının özeti niteliğindedir:
“Oğlum, yalnız sen değil; biz de yetim kaldık.”
Gerçekten de “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” sözü onda vücut bulmuştur. Aradan geçen yıllara rağmen Bolvadin halkı onu bir “ermiş kişi” olarak görmeye devam etmekte, vaazları ve hatıraları dilden dile aktarılmaktadır.
---
Hazırlayan: Evren Ünlü
Yorumlar