BORNOVANIN KAYBOLAN EVLERİ





































Bornova meydanının insan ve araç trafiğinden bir anda kendinizi kaymakamlığın arkasındaki ara sokaklardan birisine atarsanız, yavaş yavaş bambaşka bir Bornovaya adım atarsınız, birbirlerini uzun zamandır tanıdıkları belli olan insanlar, yaşlı, hüzünlü binalar arasından, sanki kaybolmuş hissine bile kapılabilirsiniz hatta elinizde fotoğraf makinası var ise meraklı bakışlar içinde evlerini incelediğiniz insanların bakışlarından sizin buraya yabancı olduğunuzu daha da iyi hissedersiniz.

Hele hafif yağmurlu bir havada buraya gelmişseniz, havanın tatlı karanlığı bu evlere ve sokaklara ayrı bir hava katmaktadır.

Tarlabaşı, havuzbaşı, yıkık minare mevkileri buralar. 1922 öncesi Türklerle birlikte Bornovalı Rumların ve Musevilerin semtleri idi buralar. Burada yaşayan insanlar hangi din ve ırktan olursa olsun orta halli ve fakir insanlardı. Sokaklarda gezinirken derme çatma, beton evlerin arasında, süslü kapıları ile kimi bakımlı, kimisi bakımsız tipik rum evleri karşılıyor bizi, her birinin kapısı o kadar güzel, o kadar farklı ki, hepsinin bir hikayesi var, kimi terk edileli yıllar olmuş, kimisinde yaşlı bir teyze çocuklarını bu yuvadan uçurduktan sonra anıları ile birlikte yapayalnız kalmış, kimisinde ise hala cıvıl cıvıl çocuk sesleri geliyor.

1913, 1868, 1908, 1880 evlerin yapılış tarihleri, kapıların tokmakları çeşit çeşit, kimisi el şeklinde, kimisi kartal, kimisi aslan, kapıların üzerlerinde insan yüzleri, çocuk kabartmaları, gemi çapaları var.

İnsan düşünüyor belki şu 1880 tarihli evden bir pazar günü rum Aleko şimdi bulunmayan Bornova Meydandaki Meryem Ana Kilisesine ayine gitmek için çıkmış bundan yüzyıl önce bir pazar günü, musevi Hayim şimdi Erzene Muhtarlığının olduğu yerdeki havranın yolunu tutmuşdu cumartesi günü yada bir yandaki evden Girit göçmeni Mustafa Ağa, Büyük Camiiye torunu ile birlikte bir cuma namazına yetişmek için aceleyle çıkmıştı, ne gelinler çıktı bu evlerden , ne sünnetler oldu, ne kavgalar yada bir sabah bir feryat ile uyanan sokak sakinleri komşularının sabaha karşı vefat ettiğini öğrenmişti.

Bu hayaller içinde güzel işlemeli kapılara bakarken kendimi 455 sk.da buluyorum. Hala direnen bir sokak, sokağın başında terkedilmiş bir ev hemen karşısında ise yıkılmış bir başka evin harabeleri, biraz içeri doğru ilerleyince kapısında çelenk motifi olan bir konak yavrusu karşılıyor bizi, bahçesi gaga taşları ile süslü, o dönemin evleri arasında belli ki buranın sahibi mahallenin varlıklısı imiş.

Bir yanında gene çelenk süslü bir bir başka kapı daha, buradan ilerleyince Ergene Mahalle muhtarlığına ulaşıyoruz. Bu sokak aslında Şehit Mehmet Sokak. Burası Bornovanın kurtuluşu sırasında çatışmalara sahne olmuş tarihi bir sokak, şimdi ise 455 sk. olmuş ve unutulmuş tarihi anısı.

Tabiki her şey bu kadar nostaljik de değil tarihi sokakların ve evlerin çoğunun sonu yaklaşmış, yeni yeni apartmanlar yükselmeye başlamış, kiminin inşaatı başlmadan, süper lüks tabelaları şimdiden dikilmiş bile, çok yakında bu ev sokaklardan hiç bir iz kalmayacak olması insanı üzüyor, 5-6 yıl önce gördüğüm iki sevimli rum evi şimdiden apartman olmuş bile. Aynen Gaziemir/Seydiköy gibi hiç bir şey kalmamış neredeyse eski Seydiköyden.

Evet, mahalle de özellikle roman vatandaşların oturuduğu, sağlıksız, derme çatma, beton binalar var, bunların kentsel dönüşüm gereği yeni binalara dönüşmesi zaman içinde tamamlanacak ama 200 yıllık, herbiri sanat eseri olan özellikle 455 sk. daki güzel binalarında sahiplerince satılıp, apartmana dönüşmesini insan kabul edemiyor.

DÜnya üzerinde dört tür kent düşünebiliriz demiş Ünlü İzmirli Gazeteci Yaşar AKSOY;

Birincisi, dünü olup, yarını olmayan kentler... Kendinizi yüzyıllar öncesinde hissedersiniz; Venedik, Viyana, Piza, Floransa gibi (Ülkemizde böyle bozulmamış yerler çok az hatta yok)

İkincisi dünü olmayıp yarını olan kentler, gökdelenlerden oluşan başka bir gezegendesiniz hissi veren, yeni ama pırıl pırıl şehirler, Amerika Birleşik Devletleri yada Körfez Arap Ülkelerinin şehirleri gibi.

Üçüncüsü hem dünü hem yarını yaşayan kentler, bir kısmı 2012 yılını yaşarken bir kısmına gidince 1700lü yılların Fransasını yaşayabileceğiniz Paris gibi.

Dördüncüsü hem geçmişini kaybetmiş, şimdiyi tam yaşayamayan, yarına sağlıklı bakamayan kentler, İstanbul gibi keşmekeş kentler.


İzmir müze kent olma fırsatını 1922 yangını, rantiyeciler ve beton sevdalısı belediye başkanları nedeniyle kaybetti, yüzyıl öncesinin filmini çekebilecek bozulmamış sokağımız bile kalmadı, içi dışı her yeri yağma edildi İzmirin ve Bornovanın.

Bornova beton yığını oldu son 30 yılda, göç vs. çeşitli sebeplerden dolayı yeşilimizi koruyamadık, yasal düzenlemeler olmadığından, güzelim köşkler, konaklar yok oldu.

Şu an elimizde kalan köşkler çok şükür koruma altında ama bu Bornovanın bir yüzü, bir zamanlar zengin azınlığın güzel evleri, bir de sade yaşayan, köşkü olmayan insanların rumu, ermenisi, musevisi, arnavutu, yörüğü, boşnağı, giritlisi ile birlikte yaşadığı, hala yaşayanların anılarında yüklü evler var, gaga taşlı, süslü kapılı vs. Unuutlmuş, bilinmeyen bir Bornova daha var, Bornovayı Ege Üniversitesi, Küçük Park dan ibaret sananlara inat.

Eski Bornovanın zaten çoğu yok oldu, apartman oldu elimizde hepsi 10'u geçmeyecek sayıda tarihi Bornova evi kaldı (Levanten Köşkleri ayrı tutuyoruz).

Sahiplerinin iradesine bırakılmadan bunlarla ilgili, kültür envanterinin çıkarılıp, kayıt alınması, profesyonel olarak kayıt altına alınması ve fotoğraflanması gerekiyor, sit kapasamına alınması gereken ev ve sokakların tespiti ile bunların yıkımdan kurtarılması, zaten sayıları azalan bu yapıların kamulaştırılması gerektiğini, yıkılacak olanların ise harabe olmuş bir evin orjinal kapısı gibi parçalarının kurulacak BORNOVA KENT TARİHİ müzesinde sergilenmesini bir çırpıda düşünüverdim bu pazar akşamı, saygılarımla.

Yorumlar

Bu sokaklardaki evlerden birinde doğdum ve 78 yılında 8 yaşında bir çocukken ayrıldım oradan..

ve o sokakları hiç unutamadım..uzunca bir aradan sonra geçtiğimiz ağustos ayında tekrar gittim ve her şey bıraktığım gibiydi..

fakat o güzel evlerin üzerlerine müteahhit tabelaları asılmıştı..

kaymakamlıktan başlayarak sokağıma kadar olan kısmın fotoğraflarını çektim..doğduğum evin önünde çocuklarımla resimlerimiz var..

fakat,oraların çok yakın bir gelecekte bir daha hiç olmayacağını bilmek çok zor..

evet bu şımarıkça bir dert gibi görünebilir ama değil..en azından benim için çok samimi ve gerçek bir dert..

artık yıllardır yaptığım gibi; zor anlarımda o sokağın orada olduğunu ve yazın ne yapıp edip oraya gideceğimi düşünerek teselli edemeyeceğim kendimi..

Fotoğraflarla Eski Bornova sayfasında gezerken yolum blogunuza düştü..

o güzel yazınız ve resimlere hapsettiğiniz yok olan güzellikler için teşekkürler..
yann dedi ki…
Cok degerli bir calisma. Tebrikler... Bir de Yaka Mahallesini Eski kopruden yukari Kizilaya dogru eski evlerin resimerini hatta mumkunse videosu cekilebilse yarin birgun oralara da mutehattitler girmeye baslar zira artik bir orasi kaldi...Ben yeni evlendigimde Cezayirli esim 1980 lerde Kizilayi ki orda oturuyoruz Cezayir deki Kasaba denen 16.y y da yapilan Turk Mahallesine benzetmisti...Daracik sokaklar bahceli, icinde asma ve nar, limon agacli evlerle...
Evren ÜNLÜ dedi ki…
yorumlarınız için çok teşekkürler

Bu blogdaki popüler yayınlar

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BORNOVA’DAKİ CAMİİ, KİLİSE, HAVRA VE MEZARLIKLAR

YUNUSZADE AHMET VEHBİ (ÜNLÜ) MÜDERRİS/VAİZ/ŞAİR

PATERSON KÖŞKÜNÜN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ