Tren Yolculugu

Trenin Ruhu
Saat 19.00. Konya Tren Garı’ndan 3 numaralı hattan kalkan İzmir trenindeyim.
2. vagon, 48 numaralı tekli koltuk.
Ankara–Konya hızlı treni kadar olmasa da tren hatırı sayılır ölçüde dolu. Yine de dikkatimi çeken şey, yolcuların çoğunun yaşlı olması. İndirimli olduğu için mi, yoksa eski alışkanlıkların son demleri mi bilmiyorum ama sanki uzun tren yolculuklarının son temsilcileri onlar.
Artık kondüktörler kağıt biletlere bakıp delgeçle bilet delmiyor. Ellerindeki POS makinesini andıran cihazla nüfus cüzdanındaki çipi okutuyorlar. Demiryolları görevlilerinin kırmızı şapkaları yok, düdük sesleri de… Bir şeyler eksilmiş ama tam olarak ne olduğunu hemen fark edemiyorsun.
Kitap okuduktan sonra 5. vagondaki tren restoranına geçiyorum. Vagonların içinden yürüyerek… Beklediğimden kalabalık.
Çorba içen, benim vagonda gördüğüm gözlüklü adam…
Yaşlı bir karı koca…
Ders çalışan genç bir erkek…
Şişman, gözlüklü bir kız…
Muhabbet eden iki orta yaş üstü adam…
Top sakallı, çay içen bir başkası…
180 TL’ye gayet doyurucu bir tavuk döner ve ayran alıyorum. Self servis. Masaların inip kalkan sandalyeleri çok dar; girip çıkarken zorlanıyorum.
Üniversite yıllarımda, bana pahalı geldiği için pek uğramadığım; içki menüsü olan, soğuk mezeler sunan, beyaz DDY armalı örtüleriyle yarı resmî bir atmosfere sahip tren restoranı… Şimdi bir üniversite kafesine dönüşmüş. O ayrıcalıklı havasını kaybetmiş olsa da, yine de burada vakit geçirmek hoşuma gidiyor.
Hiç unutmam: Gerçekten param yoktu mu, yoksa gözümde mi büyütmüştüm bilmiyorum… Ankara–İzmir treninde bir duble rakıyı, “param yetmez, masraf çıkarmayayım” diye mezesiz, sek içmiştim.
Oysa yemekli vagon, lüks restoranlarda bile zor bulunan hizmet ve kaliteyi tek bir vagona sığdırmanın cevabıydı.
Her mevsim başka güzellikte tren manzaraları…
Ray sesleri…
Bir 70’lik Yakut şarabı…
Tuzlu fıstık…
Yeni tanışılan insanlar…
Kahkahalar…
İnsanı tren yolculuğuna âşık eden o muntazam hizmet…
Önce özelleşti, sonra hizmet kalitesi yavaş yavaş yok oldu. Ardından alkol yasağı geldi. Türkiye’deki birçok güzel şey gibi, sessizce kaybolup gitti. Ne acı…
Şimdi burayı dolduracak yolcu da kalmadı. İstersen getir, 70’lerin düzenini birebir kur; artık karşılığı yok.
Üniversite kafesiyle yetineceksiniz. Yapacak bir şey yok. Bu devir böyle yaşanacak.
Teknoloji gelişiyor ama ruh yok oluyor.
Masa örtüsü ve cam bardakla çay içilen yemekli vagon, meğer trenin ruhuymuş.
Romantizm ve nostalji olmayınca, trende şiir yazanlar da kalmamıştır artık. Buna eminim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BORNOVA’DAKİ CAMİİ, KİLİSE, HAVRA VE MEZARLIKLAR

YUNUSZADE AHMET VEHBİ (ÜNLÜ) MÜDERRİS/VAİZ/ŞAİR

PATERSON KÖŞKÜNÜN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ