KÜTAHYA RUMLARI HAKKINDA KISA BİR YAZI
BİR ZAMANLAR TÜRKÇE KONUŞAN, YUNANCA YAZAN KÜTAHYA RUMLARI
Kütahya’daki Hıristiyanların varlığının, M.S. II. yüzyıla kadar gittiği söylenebilir. Roma İmparatorluğu Dönemi’nde Kütahya’da belli miktarda Hıristiyan bulunmakta olup, şehir zamanla Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden ve Bizansın önemli kalelerinden biri haline gelmişti.
395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla birlikte Bizans İmparatorluğu’na tabi olan Kütahya, önceden olduğu gibi önemini korumuş ve Kütahya’yla (Kotiaeon) birlikte, Ankara (Ancyra), Aizani (Aizanoi) ve Simav (Synaus) gibi şehirler piskoposluk konumuna sahip olmuşlardır.
IX. yüzyılın erken tarihlerine gelindiğinde ise, Kütahya’nın dinî yetki alanı daha da büyüyerek metropolitlik seviyesine yükselmiştir.
Roma döneminden beri şehirde yaşayan Kütahya Rumları ortodoks mezhebinden oldukları için doğal olarak İstanbul Fener Rum Patrikliği’nin yargısal yetkisi alanına girmiştir.
Kütahyadaki ilk 1071den sonraki 17 yıllık Türk hâkimiyetinden sonra 1097’de Kütahya’yı alan Haçlılar daha önce yaptıkları anlaşma gereğince Kütahya’yı Rumlara terk etmişlerdir . Ancak fetihten bir asır sonra 1182’de Kütahya, tekrar Türk hâkimiyeti altına girmiştir.
Kütahya’daki Rumlar, Türklerin egemenliği altına girdikten sonra da dinî yapılanmalarını hoşgörü içinde rahatça sürdürmüşlerdir. Osmanlı İdaresi altındaki durumlarına bakıldığında, XVI. yüzyıldaki kayıtlara göre Ermenilerden sonra gelen ikinci Gayrimüslim grup olan Rumlar, Mahalle-i Rumiyân ve Mahalle-i Rum diye zikredilen Rum mahallesinde yaşamaktaydılar.
1520 yılındaki genel nüfusa göre, Kütahya’daki toplam 1060 hanenin 758’ini Müslümanlar, 145’ini Ermeniler, 26’sını Rumlar ve 15’ini de Yahudiler oluşturuyordu. Rumların içerisinde ayrıca bir de papaz bulunmaktaydı.
1671 yılında Kütahya’da bulunan Evliya Çelebi, üç mahallede Ermenilerin, üç mahallede de Rumların oturduğunu; Yahudilerin ise ticaret yapıp giden dinî bir grup olup Kütahya’da meskûn olmadıklarını, hatta onlar için “tavattun etseler ölürler” diyerek onların bu durumuna çok şaşırdığını belirtmektedir.
Yerleşim düzenleri açısından da, Çerçi Kefere, Çerçi Müslüman, Lala Hüseyin Paşa ve Ahi Evran Mahallesi gibi birçok mahallede meskûn oldukları dikkati çekmektedir. Rumların yaşadığı bu mahallelerde Müslümanlar da bulunmaktadır.
1324/1906 Yılı İtibariyle Kütahya’daki Nüfus Durumu
Hane sayısı Kişi Sayısı
Müslüman 3838 16.049
Rum 941 5.0941
Kütahyada rumların çok papaz seviyesindeki din adamları tarafından temsil edildikleri anlaşılmaktadır. Rumlara ait şu anda harabe halinde de olsa İstiklal Mahallesinde bulunan 1 adet kilise bulunmakta idi.
Rumların kilise işleri ise, Ankara ve Kütahya Tevabii Metropolitliği himayesinde yürütülmüş,
Osmanlı Devleti’nin idare tarzından dolayı, Rumların işlerinin görülmesi için Kütahya’da metropolitler görev yapmaya başlamış ve şehirdeki idare meclisinde görev almışlardır Örneğin, Yerasimos Efendi uzun yıllar metropolit olarak görev yapan Rum ileri gelenlerindendi.
Kütahya’daki Rumlar, eğitim faaliyetlerini bu şehirdeki okullarında sürdürmüşlerdir. Rumların okullarının Çerçi Rum Mahallesi’nde olduğu anlaşılmaktadır.
Fener Rum Patrikhanesi’nin Rumların eğitimi ile ilgili diğer bir isteği de, Kütahya’daki Rum İnas (Kız) Okulu hakkındadır. Sıbyan Okulu’nda olduğu gibi Rum Mahallesi’nde yer alan Rum İnas Okulu’nun yanmış olmasından dolayı yeniden yapılması için Fener Rum Patrikhanesi tarafından izin istenmişti ve masraflarının da Fener Rum Patrikhanesi tarafından karşılanması uygun görülmüştür.
Rumların kiliselerinin Çerçi Kefere Mahallesi’nde şimdiki istiklal mahallesinde olduğu anlaşılmaktadır.
Tehcir hadisesinin yaşandığı 1912-1915 dönemde Kütahya Rumlarına bakıldığında, önce Edirne ve Karesi’den, ardından da Şile’den birçok Rum’un Kütahya’ya iskân edildiği görülmektedir.
Ancak Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılması ve Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) imzalanmasıyla birlikte Rumların Osmanlı’ya karşı tutumunda büyük değişiklik olmuştur.
Özellikle Yunanistan Başbakanı Venizelos ile Fener Rum Patrikhanesine bağlı Anadolu’daki Rum din adamlarının beraber yürüttüğü çalışmalar dikkate değerdir. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini (15 Mayıs 1919) büyük coşkuyla karşılayan İzmir Metropoliti Hrissostomos, Yunan askerlerini takdis etmiştir. Ayrıca Yunan işgaliyle Haçlı Seferleri arasında bir bağ kurularak, Rum din adamları tarafından yoğun propaganda yapılmıştır. Kütahya’daki Rum din adamları da Osmanlı Hükûmetine bir takım zorluklar çıkarmışlardır.
17 Temmuz 1921 tarihinde Kütahya’nın Yunanlılar tarafından işgaliyle Müslümanlara büyük eziyetler yapılmıştır. Bu dönemde Rumlar ön plana çıkmakla birlikte Ermenilerin de, Yunanlı yöneticilerle ortak çalışmalar yaptığı görülmektedir. Ancak tüm bunlara karşılık işgal sırasında komşuluk ilişkilerini ön plana çıkaran ve işbirlikçilere katılmayan Hıristiyanların bulunduğu da bir gerçektir.
Kütahya’daki Ermeni ve Rumları yakından ilgilendiren diğer önemli bir tarih de 30 Ağustos 1922’dir. Bu tarihte yapılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan ordusu bozguna uğratılmış ve Kütahya için bir yıl kadar süren işgal sona ermiştir. Aldıkları yenilgi sonucunda Yunanlılar, Kütahya’yı terk ederken birçok yeri ateşe vermişler, onlarla beraber Rum ve Ermenilerin çoğu şehri terk etmiştir.
27 Mayıs 1923 tarihinde Türk ve Yunan Hükûmetleri arasında imzalanan mübadele anlaşması, Rumların hayatındaki diğer önemli bir olaydır. Bu anlaşmaya göre, İstanbul’daki Rumlar ve Batı Trakya’daki Türkler hariç olmak üzere, Yunanistan’daki Türklerin Türkiye’ye; Türkiye’deki Rumların da Yunanistan’a gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Aslında mübadele anlaşmasından önce her iki ülkede de bir göç dalgası yaşanmıştı. Yoğun bir nüfus Türkiye’yi terk ederek Yunanistan’a yığılmış, aynı şekilde Yunanistan’dan da Türkiye’ye yoğun bir Türk nüfusu gelmişti. Ancak yine de geride göç ettirilmeyi bekleyen bir nüfus bulunmaktaydı. Bu zorunlu göçte her iki taraf da taşınabilir değerli mallarını da yanlarını götürebileceklerdi. Ancak Kütahya’daki Rumların çoğunluğu mübadeleden önce eşyalarıyla birlikte şehri terk etmişlerdi. Onların terk ettikleri 761 haneye, mübadeleyle Vodina’dan Kütahya’ya gelen 1500 bağcı ve sanatkâr muhacir yerleştirilmiştir.
Sonuçta, 30 Ağustos zaferinin ardından Ermeni ve Rumların şehri terk edişi ile birlikte, Kütahya’daki Hıristiyanların sayısı oldukça azalmıştır. Yunanlıların 30 Ağustos’taki mağlubiyetinden sonra Ermeni ve Rumların bu şehri terk ettiklerini, ancak daha sonraki yıllarda az sayıda da olsa bazı Ermenilerin şehirde yaşadığını belirtmektedir
SONUÇ:
Kütahya Rumları, Ortodoks mezhebinde olan, Türkçe konuşan ve Yunan harfleri ile Türkçe yazan halktır.
Anadolu kimliklerinin bir parçası, çünkü Anadolu’da ortaya çıktılar, Anadolu’nun kültürlerini benimsediler. Anadolu’yu içselleştirdiler ve gitmek zorunda kaldıklarında çok üzüldüler.
İoannis Kalfoğlu, Anadolu için “Bizler Anadoluluyuz, vatanımız da Anadolu yani Küçük Asya’dır”7 diyerek duygularını aktarmaktadır.
İoannis Kalfoğlu, Anadolu için “Bizler Anadoluluyuz, vatanımız da Anadolu yani Küçük Asya’dır”7 diyerek duygularını aktarmaktadır.
Kütahya Rumlarının dili olan Türkçe’nin hayatlarının bir parçası olduğunu görürüz. Sokakta, evde ve hatta kilisede Türkçe konuşulduğu anlaşılmaktadır. Türkçe kültürlerinin vazgeçilmez unsurlarından biri olmuştur. Türkçeyi Yunan harfleri ile yazmayı tercih etmişlerdir. Kitapları, gazeteleri, dergileri, kitabeleri, mezar taşları hep Yunan harfleri ile Türkçe yazılmışlardır. Duygularını Türkçe ifade ederlerken, kâğıda Yunan harfleri ile dökmüşlerdir.
Esnaflık ve ticaret ile uğraşan Kütahya Rumları dinleri hariç dilleri, kılık kıyafetleri, yemekleri ile Kütahyanın bir parçası idiler. Kendilerine ait okulları, kiliseleri olsa da müslüman komşuları ile 1922 ye kadar genelde dostça yaşamışlar, Yunan işgalinde dahi hepsi kendi dindaşları olan Yunanlılara katılmamış fakat Yunan işgali onlarında bu topraklardan gitmesine sebep olmuştu. (2012 yılında Kütahya'dan 90 yıl önce Yunanistan'a göç eden Rumların çocuk ve torunlarının da aralarında bulunduğu yaklaşık 130 Ortodoks, İstiklal Mahallesi'ndeki harabe Rum Kilisesi'ni gezerek dua etti).
KÜTAHYALI BİR RUM
KÜTAHYALI RUM KADINLAR
RUM KİLİSESİ ÇAN KULESİ
YUNAN İŞGALİNDE KÜTAHYA VİLAYET KONAĞI
YERLİ RUMLAR YUNAN ASKERLERİ
KÜTAHYA RUM KİLİSESİ KİTABESİ
KÜTAHYADA YUNAN ASKERLERİ
KÜTAHYA RUM KİLİSESİ
KÜTAHYA ERMENİ KİLİSESİ
KÜTAHYALI RUM DİN ADAMLARI VE ÖNDE GELEN RUM OKUL YÖNETİCİLERİ
RUM KİLİSESİ ÇAN KULESİ
Esnaflık ve ticaret ile uğraşan Kütahya Rumları dinleri hariç dilleri, kılık kıyafetleri, yemekleri ile Kütahyanın bir parçası idiler. Kendilerine ait okulları, kiliseleri olsa da müslüman komşuları ile 1922 ye kadar genelde dostça yaşamışlar, Yunan işgalinde dahi hepsi kendi dindaşları olan Yunanlılara katılmamış fakat Yunan işgali onlarında bu topraklardan gitmesine sebep olmuştu. (2012 yılında Kütahya'dan 90 yıl önce Yunanistan'a göç eden Rumların çocuk ve torunlarının da aralarında bulunduğu yaklaşık 130 Ortodoks, İstiklal Mahallesi'ndeki harabe Rum Kilisesi'ni gezerek dua etti).
Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı! Benden selam söyle Anadolu'ya... Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin... Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!
KÜTAHYALI BİR RUM
KÜTAHYALI RUM KADINLAR
RUM KİLİSESİ ÇAN KULESİ
YUNAN İŞGALİNDE KÜTAHYA VİLAYET KONAĞI
YERLİ RUMLAR YUNAN ASKERLERİ
KÜTAHYA RUM KİLİSESİ KİTABESİ
KÜTAHYADA YUNAN ASKERLERİ
KÜTAHYA RUM KİLİSESİ
KÜTAHYA ERMENİ KİLİSESİ
KÜTAHYALI RUM DİN ADAMLARI VE ÖNDE GELEN RUM OKUL YÖNETİCİLERİ
RUM KİLİSESİ ÇAN KULESİ
KÜTAHYADA YUNAN İŞGALİ


















Yorumlar